Ana Sayfa Basından SAKINCALI İÇERİKLER ÇOCUK KİTAPLARINA NASIL GİRİYOR / ODA TV SÖYLEŞİSİ

SAKINCALI İÇERİKLER ÇOCUK KİTAPLARINA NASIL GİRİYOR / ODA TV SÖYLEŞİSİ

0 162

MAVİSEL YENER İLE ROPÖRTAJ (ODA TV)

Sizden şiirsel masal türünde eserler okumaya alışkın değiliz, aslında sanatçıya da bu soru sorulmaz ama, Sanata İlk Adım Dizisi’ni yaratma fikri nasıl oluştu?

Neredeyse yirmi beş yıldır yapıtlarım okuruyla buluşuyor ve ilk kez şiirsel masal türünde kitaplar yazdım. Kurgunun ve seslendiğim yaş grubunun şiirsel masala gereksinimi olduğunu hissettim.  Masal birikimi ve şiir birikimini sentezlemek için bir yazarın “zaman”a ihtiyacı var. Sanata İlk Adım Dizisi’nin kurgusu uzun zamandır zihnimde dönüp duruyordu. Fakat konunun niyetten gerçekleşmeye evrilmesi, uzayın ötesindeki labirentten çocukların yüreğine uzatılması, hep kitap yayın yönetmeni sevgili Deniz Yüce Başarır ile editör sevgili Ebru Akkaş Kuseyri sayesinde oldu. Kitabın estetik düzlemde tamamlanması aşamasında ikisinin de büyük katkısı var. Serinin çizeri sevgili Esra Uygun’un kurgunun ritmini yakalaması, zincirin halkalarından birini daha tamamladı. Böylece bir ekip çalışması ile çocukların hak ettiğince güzel kitaplar ortaya çıktı. Yazmak bireysel bir eylemdir ama kitap yapmak bir takım çalışması gerektirir.

Sanata İlk Adım Dizisi’nde, tiyatrodan şiire, heykelden resime birçok farklı sanat dalına değiniliyor, peki sizin edebiyat dışında bilmediğimiz bir sanat alanına özel bir ilgiliniz bulunuyor mu? Edebiyatçı olmasaydım kesin şu sanat dalı ile ilgilenirdim dediğiniz bir gözdeniz var mı?

Bana ilk kez böyle bir soru soruluyor, çok teşekkür ederim. Beş yaşımdan beri piyano çalıyorum. İyi bir klasik müzik takipçisiyim. “Edebiyatçı olmasaydım” demek benim için çok zor; nasıl ki edebiyat ile diş hekimliğini birlikte yürütebildim, bunlara bir de iyi bir konser piyanisti olmayı eklemeyi isterdim.

Kız kardeşim resim öğretmeni ve bu yıl çalışma hayatında ilk senesi. Yalnız biz şimdiden şunu fark ettik ki, resim, müzik, seramik vb. alanlarda bizim kaynak kitap sıkıntımız var. Bu alanda önerilen ve bilinen birkaç ithal kitap dışında yerli eserler üretemiyoruz. Çocukları matematik ve dilbilgisi kaynak kitaplarıyla boğuyoruz. Sanata İlk Adım Dizisi bu açıdan beni çok heyecanlandırdı. Serinin devamı gelecek mi?

Sanatın farklı dallarıyla ilgili çocuklar için kaleme alınmış daha fazla özgün yerli esere gereksinim çok büyük. Çeviri eserlerin taklitlerini yapmak yerine, çocuğun içselleştireceği, yorumlayacağı kitapları onlara sunmak zorundayız. Böylece gelecek nesillerin estetik bakışına, sanatsal farkındalığına katkıda bulunmuş oluruz. Sanata İlk Adım dizisi bizleri bu açıdan da çok heyecanlandırdı, belki de geleceğin sanat sever bireylerinin yetişmesine katkısı olacak ve ömrümüz yeterse bunu göreceğiz. Serinin devamı da geliyor. Kulağınıza fısıldamış olayım; gelmek üzere olanlardan biri, kız kardeşinizin alanıyla ilgili çok eğlenceli bir kitap.

Bu kitaplar ile çocuklara başka bir dünyanın mümkün olduğunu en basit şekilde gösterdiğinizi düşünüyorum. Yani başlarını tabletler, cep telefonları ya da bilgisayarlardan kaldırdıklarında aslında bir şeyler üretebilecekleri bir sürü alan olduğu farkındalığını onlara kazandırmak için başka neler yapabiliriz?

Çocukların üretebilecekleri alanları onlara açarken ilk şartımız eğlenme, sevme, merak etme duygularına seslenerek bunu yapmamız. Onlara bilgisayarın dışındaki alanlara, sanata davet ederken vaat ettiklerimiz hayal kırıklığı yaratmamalı. “Bu muydu yan?” duygusunu yaşatmamamız gerekiyor. Örneğin onlara edebiyatın sihirli dünyasının farkındalığını yaşatmaya çalışırken, ilgilerini çekmeyecek, zorunlu okunup “özet”i çıkarılacak kitaplar yığınına boğarsak bıkkınlık duygusundan başka bir şey veremeyiz. Çocuklara sanatın eğlenceli yanını göstermek için sanatçılar da biraz eğlenemez mi yani? Ya da eğitimciler, aileler bu eğlenceye katılamaz mı? Burada teknolojiyi reddetmekten söz etmiyorum. Sadece onların dışındaki hayatın da varlığını çocuğa hissettirmekten söz ediyorum. Örneğin, çocuğun yaptığı resmi bile not ile değerlendirirseniz ona sanatın kasvetli bir şey olduğunu düşündürür, kendini daha özgür hissettiği alanlara itersiniz.  Biz yetişkinler hayal gücümüzü biraz harekete geçirirsek çocuklara başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösterebiliriz. Benim de kitaplarımda yapmaya çalıştığım bu.

İnternet sonsuz bir alan, çocukların orada izledikleri videolar, oynadıkları oyunların sizce hayal gücünü geliştirici bir etkisi olabilir mi? Yoksa aksine hayal gücünü tembelleştiren bir etkisi mi var? Son dönemde çocuk edebiyatında daha çok fantastik eserler üretilmesini teknolojinin süratle gelişmesine bağlayabilir miyiz?

Aslında “oyun”un tarihine baktığımızda, her zaman için çocuğun hayal gücünü geliştirmekte iyi bir araç olduğunu görürüz. Oyun ortamları, çeşitleri, araçları değişti ama değişmeyen bir şey var: Çocuğun oyun ve hayal kurma ihtiyacı. Nasıl ki ateşli bir silahı oyuncak olarak çocuğa vermek tehlikeliyse, bazı şiddet içerikli oyunları oynamasına göz yummak da tehlikeli. O halde, toptan bütün bilgisayar oyunlarını “hayal gücünü tembelleştiren, zararlı” olarak nitelemek yerine, bu konuda da seçici davranma zorunluğunda olduğumuzu kabul edelim. Çocuk küçükken bu seçimi aile kontrol edecek, büyüdükçe çocuk kendi seçimlerini yapma yetisi kazanacaktır. Bilgisayar oyunlarının kollara ayrılmış anlatımları, imge ve metinlerin bu oyunları oynarken kullanılması, farklı malzemelerle hayal gücümüzü geliştirmek için olanak sağlayabilir. Burada kitabın ya da sanatın yerine bu oyunları koymaktan söz etmiyorum; tam tersi, çocuğun ilgisini onların neden çektiğini anlamaya çalışarak çocuk ve sanat bağlamında neler yapabileceğimize bakalım diyorum. Fantastik eserleri teknolojiye bağlamak yüzyıllardır var olan masal kültürünü yok saymak olur. İyi fantastik kitaplar aslında masal kültürü ve mitolojiden beslenir.

Bir eğitimci olarak, zaman zaman çocukları bir sanat dalına yönlendirmek bir yana test kitabı dışında kitaplar ile ilgilenmelerine bile müsaade etmeyen ebeveynlerle karşılaşıyorum.  Sanat ile ilgilenmenin çocukların akademik başarısı ile paralel ilerleyebileceğini ebeveynlere anlatmak için genç eğitimciler nasıl bir yol izleyebilir? Neler önerirsiniz?

Hangi ebeveyn çocuğunun daha yaratıcı, çevresiyle uyumlu, özgüvenli, estetik duyarlıklara sahip, birikimli biri olmasını istemez ki? İşte tam da bu noktadan başlayarak sanatın her dalının yaratacağı farkındalıkları ebeveyne örneklerle aktaran öğretmen bu konuda başarılı olacaktır. Öğretmen bunu söylerken kendisi de iyi bir sanat takipçisi ise vurguları güçlü ve inandırıcı olur. Öğretmenlerle yaptığımız çalışmalarda onlara bir önerim oluyor, diyorum ki: “Sosyal medya hesaplarınızda, velilerinizle kurduğunuz watsup grubu gibi iletişim ortamlarınızda, yani her fırsatta sanattan söz edin. Okuduğunuz bir kitabın görselini koyun, gittiğiniz tiyatro oyununun değerlendirmesini yazın, çağdaş sanata dair yorumlar yapın…” Bu örnekleri çoğaltmak olası…

Son dönemde sakıncalı içerikleriyle gündeme gelen çocuk kitapları oldu. Siz bu konudaki denetimleri yeterli buluyor musunuz? Yayıncılar Birliği’nin çocuk kitaplarına psikolog denetimi zorunluluğu ile ilgili yaptığı açıklama ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Aslında bu yalnızca son dönemde karşılaşılan bir olay değil. Bu tür kitapların varlığını yirmi yıldır yazıp eleştiren biriyim. Çocuklar için hazırlandığı öne sürülen yerli ya da yabancı  roman/öykü/masal kitaplarındaki şiddet öğesini büyütece aldığınızda, zaman zaman  kahramanlara yansıyan şiddeti görüyorsunuz,  tüyleriniz ürperiyor. Bu konuda araştırmam olduğu için söyleyebiliyorum; Şiddet, çocuk kahramanlara çoğunlukla yetişkinler tarafından uygulanıyor kurgularda. Yerli, yabancı, klasik, çağdaş kitap kahramanlarından örnekler var elimde. Okuru çocuk olan kitaplarda kahramanları yaratıp kurguyu oluştururken çocukların zihninde oluşacak alt/üst metinlerin iyi hesaplanması gereklidir. İşte, bu nedenle zordur çocuklara yazmak. Yetişkinlere yazarken pedofili hastaları, sadistler, katiller ve şiddeti çağrıştıracak nicesini korkusuzca yaratabiliriz; söz konusu çocuk edebiyatı ise, okuru örselemeyecek, belleğinde yara izleri bırakmayacak kahramanlar yaratmak gerekir. Ancak, bu konuda “denetim” sorumluluğu önce yazar, sonra yayınevi, ardından da aile ve ebeveyndedir. Yayıncılar Birliği ile Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin yaptığı açıklamayı yerinde buluyor, duyarlıkları için teşekkür ediyorum. Her iki sivil toplum kuruluşu da çocuk kitaplarını psikologların denetlemesi halinde istenen sonucun alınamayacağını vurguladı.  Çocuklar için yazılan kitapları bir kurulun denetlemesini önermek sansür gibi tehlikeli bir sonucu da beraberinde getirir.

Çocuk edebiyatının Nobel’i sayılan Hans Christian Andersen ödülüne layık görülen bir yazar olarak sizin çocuk edebiyatı alanında dünyada takip ettiğiniz isimler nelerdir?

Leo Lionni, Eric Carle, Julia Donaldson, Michael Rosen, Christine Nöstlinger, Astrid Lindgren, Andrew Clements, Shaun Tan, Sabine Ludwig, John Boyne, Terry Pratchet ilk anda aklıma gelenler.

Son olarak ilerde sizin izinizden gidip çocuklar için yazmak isteyen benim gibi genç yazar adaylarına tavsiyeleriniz neler olabilir?

Tavsiye vermeyi doğru bulmam, çünkü her bireyin keşfedecek, ona iyi gelecek farklı yolları vardır. Yazar olmak isteyenlerin ilk görevi kendini incelemektir, çünkü bireysel yanıtımız içimizde. Gerçekten yazarlık kumaşına sahipsek bu aşkın ipuçlarını zaten içimizde barındırırız. Benim için sihirli sözcükler: Sabırlı olmak, yeteneği geliştirip olgunlaştırmak, kendini adayacak kadar aşkla, tutkuyla yazmayı sevmek.

KAYNAK: ODA TV

Hazırlayan: Ezgi Daryürek

12.12.2017

YORUM YOK

Bir Yorum Bırak

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.