Ana Sayfa Basından “Çocuğu tanımıyorsam yazdığım şey çocuk kitabı değildir.”

“Çocuğu tanımıyorsam yazdığım şey çocuk kitabı değildir.”

0 31

Çocuk edebiyatının yok sayıldığı dönemlerden bugüne ısrarla ve inatla çocuklar için kitaplar yazan ve bugün çocuk edebiyatının geldiği noktada büyük pay sahibidir Mavisel Yener. Yayımlanan son kitapları, H. C. Andersen Ödülü adaylığı ve tabii ki son günlerde çokça konuşulan çocuk edebiyatında denetim konuları üzerine söyleştik.

Yaşamını çocuk edebiyatına adamış bir isim olan Mavisel Yener’e “21.yüzyılda Çocuk ve edebiyat ilişkisi…”  desem hangi cümleleri düşürür bu söyleşiye?

Merhaba! Bu sorunuz ile fark ettim ki çocuklar için yazmaya geçen yüzyılda başlamışım! Hangi yüzyılda olursak olalım çocuğun ve edebiyatın doğası insanın, yaşamın gerçekliğini yansıtır. Çocuğun ilgi alanları değişse de merakı, duyguları, maceracı, önyargısız, yaratıcı, şaşırtıcı yanı değişmez. Mağara devrinde hayallerini duvara çizen çocuk şimdi de ekrana çiziyor. Oyun ve oyuncak tarihinde nesneler değişiyor, sadece o kadar! Fakat çocukların hayal gücü her zaman işbaşında.  Dilin var ettiği bir sanat dalı olan edebiyat, okul öncesi dönemden başlayarak çocuğu estetikle buluşturur. Belki bu soruya 21.yüzyıl çocuğunun duygu ve düşünce evrenine giren teknolojik gelişmelerden, çevresel uyaranlardan söz ederek yanıt vermemi beklediniz. Fakat ben insan ile edebiyat ilişkisinin her türlü iklimde süreceğine inanan biriyim. Çocuğun eline sürükleyici, sevebileceği bir kitap verildiğinde o çocuğun tablete, televizyona ya da telefon ekranına ilgi göstermediğinin yakın tanığıyım. Bırakalım gençler kitaplarla diledikleri gibi buluşsun; ister tabletten okusun, isterse kulaklığından dinlesin ya da “kitap kokusu olmadan asla!” desin. İşin özünü kaçırmayalım. Yetişkinler kendi durdukları yeri merkez zannetmekten vazgeçip bütünü görmeye çalışırlarsa çocuk ve gençlerin edebiyatla ilişkisinin ne denli güçlü olduğunu fark edecekler. Ancak unutmamamız gereken önemli bir şey var, 21. yüzyılın çocuğu, tam da istediğimiz gibi, sorguluyor, eleştiriyor, katılıyor… Onları “gör”meden, “dinle”meden, “anla”madan yazacağımız kitaplar 21.yüzyıl çocuğunun okuma beklentisini karşılamaz, çünkü okuma iletişimsel bir etkinliktir. “Çocuk ve edebiyat ilişkisi” dediğimizde farklı pencerelerden görünen değişik manzaralar var, bunu da başka bir söyleşiye bırakalım.

36. İstanbul Kitap Fuarını geride bıraktık. Orada çocuklarla yaptığınız bir söyleşide, dokuz yaşındaki okurunuzun yönelttiği soruyu ben de sormak isterim: “Kendi kitaplarınızdan ne öğrendiniz?”

Her kitap yeni bir keşiftir elbette. “Bir kitabı bitirdiğinde artık aynı kişi değilsin” sözü sadece okur için değil, yazar için de geçerli bence. İflah olmaz bir araştırmacı ve gezgin olduğum için kitaplarım için yaptığım geziler ve araştırmalar sırasında elbette çok şey öğreniyorum.  Kitaplarım bana iç sesimi dinlemeyi öğretti, kendimi, başkalarını tanıma yolculuğunda elimden tuttu. Dilsel iletişimin felsefesinde derinleşmeyi, paylaşmayı öğretti. En çok da hayatı çocukların bilge bakışıyla algılamayı öğretti galiba.

36. İstanbul Kitap Fuarında yeni kitaplarınız da okurlarla buluştu. Bu kitaplardan üçü, hep kitap tarafından yayımlanan Sanata İlk Adım Dizisi’ydi. Şiir Sevenler Parmak Kaldırsın, Oyun Sevenler Şapka Taksın, Kedi Sevenler Buraya Toplansın adlı bu kitaplar çok renkli, çok neşeli kitaplar olmuş. Bu fikir kimden, nasıl çıktı? Kitapların ressamıyla nasıl bir çalışma süreci geçirdiniz?

Sanata İlk Adım Dizisi, hayal kurma fabrikası gibi çalışan bir ekibin elinden çıktı. “Fabrika” deyince sakın seri üretim aklınıza gelmesin; tam tersi, her hayalin tek tek işlenip, aklın-deneyimin süzgecinden de geçirildiği, düşleri gerçek kılan bir fabrika bu.

Fikrin benden çıkması çok da önemli değil bence, çünkü çocuk kitabı bir bütündür ve zincirin bir halkasında bile kopukluk olursa istediğiniz kadar iyi bir fikriniz olsun onu yaşama geçiremezsiniz. Kitapları yayımlayan hep kitap’ın yayın yönetmeni sevgili Deniz Yüce Başarır, editör Ebru Akkaş Kuseyri ve kitapların çizeri Esra Uygun, Sanata İlkadım kitaplarının her aşamasında en az benim kadar heyecanlıydı. Kendi açımdan baktığımda doğru zamanda gelen bir çağrı olduğunu görüyorum. Dosyaları teslim ettiğimde hep kitap henüz bir yaşına bile basmamış bir bebekti. Doğru zamanda, doğru bir ekiple çalıştım. O muhteşem resimlerin çizeri Esra Uygun ile kitaplar yayımlandıktan sonra tanıştık dersem şaşırır mısınız bilmem. Metne en uygun çizgilerin yakalanmasındaki öngörüsünden dolayı Deniz Yüce Başarır’ı kutlamak gerekiyor. Kitaplar ile ressam sanki birbirini bulan ruh ikizi! Esra Uygun resimle metnin bu kadar iç içe geçtiği bir çalışmada ilk kez yer alıyor üstelik. Yani pek çok ilki barındırıyor seri.  Kitaplara baktığınızda yazarından ressamına, yayıncısından editörüne kadar ne kadar titiz bir çalışmanın ürünü oldukları da görülüyor zaten. Tam da çocukların hak ettiği gibi…

Mavisel Yener’in verimleyiş sürecine baktığımızda, okurla buluşmuş yüzün üstünde yapıtı var. Ancak ilk kez şiirsel masal türünde yazdığınızı fark ettim. Bunun nedeni ne olabilir?

Size “Çocuğun görsel okumadan dilsel okumaya geçtiği dönemde şiirli seslenişin dilsel kavrama sürecine katkısı olur, çocuk metinle daha iyi iletişim kurabilir” gibi akademik/klişe bir yanıt veremeyeceğim.  Paul Cezanne’ın çok sevdiğim bir sözü var: “Renklerin bir mantığı vardır; ressam buna uymalıdır, beynin mantığına değil!” Şablonları sevmeyen biriyim; belki de o nedenle iyi anlaşıyoruz esin perisi ile. Birbirimizi zorlamak yerine birlikte hareket ediyoruz. Bu kitapların içeriğinin şiirsel bir metine gereksinimi olduğunu hissettim. Sanata ilk adımı atarken hem masaldan hem şiirsel yaklaşımdan yararlanma fikri beni heyecanlandırdı. Böylece kitapların türü ortaya çıkmış oldu.

Sanata İlk Adım Serisi, sanatın insan yaşamında meydana getirdiği değişim ve dönüşümü kapsıyor. Tabii burada satır arası bir aktarım söz konusu. Peki, açıktan, doğrudan çocuklara, öğretmenlere, ailelere bir ileti vermek isterseniz, neler söylersiniz?

Kitapların içeriğine baktığımızda ortak payda tam da bu; yani sanatın yaşamlarımıza getirdiği değişim, dönüşüm. Doğrudan verilen iletilerin bir kulaktan girip diğerinden çıktığını düşünürüm hep. O nedenle böyle iletiler vermemeyi seçerim. Doğrudan iletiyi Picasso versin isterseniz: “Her çocuk sanatçıdır. Sorun, büyüdükten sonra da sanatçı olarak kalabilmektir.”

Sanata İlk Adım Dizisi’nin devamı gelecek mi? Gelecekse çocuklar hangi kitapları beklesin?

Aslında sürpriz olacaktı ama madem sordunuz söyleyeyim, evet serinin devamı gelecek. Yine tüm ekip çok heyecanlı, başka da ipucu vermeyeyim.

Son günlerde çok tartışılan bir konuyu da soralım size.  “Çocuk kitaplarına psikolog denetimi yapılsın” yaklaşımını doğru buluyor musunuz?

Çocuk kitabı bir sanat eseridir. İçinde çocuk ve edebiyat gibi iki önemli sözcüğün anlamını barındırır. Eğer ben çocuğu tanımıyorsam zaten yazdığım şey “çocuk kitabı” değildir, eğer ben edebiyatı bilmiyorsam yazdığım şey yine “çocuk kitabı” değildir. Çocuk doğasını bilmeyen, sanatçı duyarlığı ile sezilerini kullanamayan, demokratik kültürü içselleştirmeyen, dili ve düşüncesi temiz olmayan kişi çocuklar için yazamaz. Bu kişinin yazdığı da “çocuk kitabı” olamaz. Çocuk ve gençlik edebiyatı alanında iyi yapıtlar veren hiçbir yazarın denetime ihtiyacı yoktur. Kötü yazılmış kitapları örnek göstererek böyle bir denetimin yapılmasını onaylamak, edebiyata saygısızlıktır. Hiçbir psikoloğun/pedagogun kitaplarımı sansürlemesine izin vermem. Bilinmeli ki ben kitaplarımdaki her sözcüğü bin bir imbikten geçirerek yazıyorum, yayınevi ve editörlerim yüz bin imbikten geçirerek yayımlıyor. Zaten “uzman” ellerden çıkan bir metnin “uzman raporu onayına” ihtiyacı yoktur. Her kitap çocuğa göre değildir. Ebeveyn ve eğitimcilerin temel sorumluluğu çocuğa göre olanı seçme konusunda özen göstermektir. Tehlikeli sularda yüzüp sansürü hortlatmayalım!

Çocuk edebiyatının Nobel’i sayılan, 2018 H.C. Andersen Ödülü’ne Türkiye adayı olarak gösterildiniz. Mutluluğunuz büyüktür. Bu haberi ilk duyduğunuzda neler yaşadınız, neler hissettiniz? Bizimle paylaşır mısınız? 

Bu hiç beklemediğim bir haberdi, çok şaşırdım. “Benden daha deneyimli yazarlar varken neden beni seçtiniz?” gibi sorularla itiraz ettim ilkin. Sonrasında, zorlu bir dosya hazırlama sürecinin gerektiğini öğrendiğimde şaşırma, sevinme gibi duyguları bir yana bırakıp hazırlık çalışmalarına başladım. Mavisel Yener’in dosyası değil de Türkiye’den gidecek bir dosya gibi düşündüm hep. Uluslararası seçici kurulun “Mavisel” değil “Türkiye” olarak bakacağını biliyordum. Yirmi beş yıllık yazın hayatımda hakkımda çıkan bütün yazıları vs. toparlamak, hepsinin çevirilerini yaptırmak, kitaplarımın iyi çevirilerle ulaşmasını sağlamak için sıkı bir ekip çalışması yapıldı. Yayınevlerim, editörlerim, çevirmenler, Kalem Ajans, ailem dört bir yandan emek harcadı. Çok iyi bir dosyanın gittiğini size söyleyebilirim. Bundan sonrası benim için çok da önemli değil. Çünkü ülkemdeki çocuk edebiyatını hak ettiğince temsil edebildiğimi bilmenin huzuru var içimde. Kitaplarımın daha da çok dile çevrildiğini, dünya çocuklarıyla buluştuğunu görmek en büyük dileğim.

Mehmet Özçataloğlu  – edebiyathaber.net (22 Kasım 2017)

YORUM YOK

Bir Yorum Bırak